Araknea, küresel tedarik zincirlerinde emek ilişkileri, risk oluşumu ve kurumsal sorumluluk mekanizmaları üzerine çalışan bağımsız bir araştırma ve analiz ağı olarak, Gaziantep tekstil ve halı sektörüne ilişkin mevcut gelişmeleri yakından izlemektedir.
Sahadan elde edilen bulgular, Gaziantep’in üretim kapasitesi ve ihracat performansına rağmen, giderek belirginleşen bir yapısal risk kümelenmesi ile karşı karşıya olduğunu göstermektedir.
Bu risklerin başında, özellikle uzuv kayıplarıyla sonuçlanan iş kazalarının yoğunluğu gelmektedir. Mevcut veriler, bu kazaların sıklığı ve ağırlığının hem Türkiye ortalamasının hem de OECD ülkeleri ortalamasının üzerinde seyrettiğine işaret etmektedir.
Ön değerlendirmeler, bu durumun münferit vakalardan ziyade, üretim yapısının bazı temel özellikleriyle bağlantılı olduğunu göstermektedir:
- a) eski ve güvenlik standartları sınırlı makine parkı,
- b) bakım ve yenileme yatırımlarının gecikmesi veya yetersizliği,
- c) üretim baskısının güvenlik protokolleri üzerindeki etkisi
Bu noktada dikkat çeken bir diğer unsur, son yıllarda bu üretim altyapısının modernizasyonu amacıyla çeşitli kanallar üzerinden uluslararası finansman mekanizmalarının (kalkınma bankaları, ticari krediler ve ihracat destekleri dahil) devreye girmiş olmasıdır.
Ancak bu finansmanın, işçi sağlığı ve güvenliği ve çalışma koşulları üzerinde ölçülebilir bir iyileşme yaratıp yaratmadığı, Özellikle: finansal akışların insan hakları durum tespiti (HREDD) yükümlülükleriyle ilişkisi, yatırımcı ve kredi sağlayıcıların dolaylı sorumluluk alanları, ve finansmanın sahadaki etkisinin doğrulanabilirliği Avrupada ilgili kamuoyunda giderek daha fazla tartışılan bir konu haline gelmiştir. Belirli ölçekteki şirketlerin farklı ülkelerdeki hak ihlalleri Avrupada onları hukuki yaptırımlarla yüzyüze getirirken giderek artan oranda finans sağlayıcıların da sorumluluğu düzenleyici kurumların ve politika yapıcıların ilgi alanına girmektedir.
Bu tartışmalar, Gaziantep gibi üretim merkezlerinin yalnızca üretim performanslarıyla değil, aynı zamanda risk yönetimi ve uyum kapasitesi üzerinden değerlendirileceği yeni bir döneme işaret etmektedir.
Yerel hak ihlalleri küresel sonuçlar
Son on yılda küresel tedarik zincirlerinde yaşanan dönüşüm, belirli üretim bölgelerindeki ihlallerin nasıl sistematik biçimde uluslararası yaptırımlara ve ticari sonuçlara dönüştüğünü açık biçimde göstermektedir.
2013 yılında Bangladeş’te meydana gelen Rana Plaza felaketi, binin üzerinde işçinin yaşamını yitirmesiyle sonuçlanmış ve küresel markalar açısından bir kırılma noktası yaratmıştır. Bu sürecin ardından oluşturulan Bangladeş Accord, markaları hukuken bağlayıcı bir denetim ve iyileştirme rejimine dahil etmiş; böylece işçi sağlığı ve güvenliği ihlalleri ilk kez bu ölçekte doğrudan tedarik zinciri sorumluluğu kapsamında ele alınmıştır.
Özbekistan ve Türkmenistan pamuk üretimine ilişkin kampanyalar, zorla çalıştırma ve sistematik hak ihlallerinin yalnızca eleştiri konusu olmakla kalmayıp, yüzlerce markanın tedarik zincirlerinden bu ülkeleri çıkarmasına yol açmıştır. Bu süreç, bir ülkenin tamamının “yüksek riskli kaynak” olarak sınıflandırılmasının somut bir örneğini oluşturmuştur.
Myanmar’da askeri darbe ile birlikte derinleşen siyasi baskı ve işçi hakları ihlalleri, markaların hızla ülkeden çekilmesine ve üretimin yeniden konumlandırılmasına yol açmıştır. Bu örnek, yalnızca işyeri düzeyindeki ihlallerin değil, endüstriyel ilişkiler ve siyasal ortamın birleşiminin de tedarik zinciri kararlarını belirleyici hale geldiğini göstermiştir.
Bu üç örnek birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo nettir:
Belirli bir üretim bölgesi, işçi güvenliği riskleri, başta örgütlenme özgürlüğü olmak üzere hak ihlalleri, yönetişim zafiyetleri, bunları dile getiren unsurların başta sendikacılar olmak üzere farklı biçimlerde susturulması. kombinasyonu altında, kısa sürede küresel sistem tarafından yeniden sınıflandırılabilmekte ve belirli bir iyileşme sağlanmadığı sürece tedarik zincirlerinin dışına itilmektedir..
Gaziantep’e ilişkin mevcut göstergeler, bu dinamiklerden bağımsız değildir.
Endüstriyel ilişkiler ve yönetişim riski
İşçi sağlığı ve güvenliği alanındaki risklere, örgütlenme özgürlüğüne ilişkin gelişmeler de eşlik etmektedir.
Özellikle, iş kazaları ve işçi mağduriyetlerini kamuoyuna taşıyan ve bu alanda sosyal diyalogun bir parçası olarak değerlendirilmesi gereken bir sendika temsilcisinin—Mehmet Türkmen’in—cezai süreçlerle karşı karşıya kalması, bu risklerin yalnızca teknik değil, aynı zamanda yönetişimsel ve politik bir boyut kazandığını göstermektedir.
Bu durum, uluslararası standartlar açısından sosyal partner olarak kabul edilmesi gereken aktörlerin sistem dışına itilmesi, sorunların çözümüne yönelik diyalog mekanizmalarının devre dışı bırakılması, ve risklerin yönetilmesi yerine bastırılması yönünde bir tercih ortaya konulması olarak okunur.
Bu tür yaklaşımlar, literatürde ve uluslararası uygulamada genellikle “risk amplification” (riskin büyütülmesi) olarak değerlendirilmektedir.
Nitekim, iş kazaları ve işçi hakları ihlallerine ilişkin verilerin bastırılması veya bu verileri dile getiren aktörlerin cezalandırılması, kısa vadede görünürlüğü azaltabilir; ancak orta vadede bu tür vakaların hem artmasına hem de uluslararası alanda daha yüksek görünürlük kazanmasına yol açmaktadır.
Gaziantep özelinde de, Mehmet Türkmen’in iş kazaları ve işçilerin bu süreçte yaşadığı hak ihlallerini, yapısal zaafları dile getirdiği için tutuklanması bölgedeki işçi sağlığı ve güvenliği sorunlarını ve endüstriyel ilişkiler yapısını uluslararası aktörler açısından daha dikkat çekici hale getirmektedir. Dahası sektörün temsilcilerinin politik ilişkilerinin ve ülkede hukukun üstünlüğü prensibinin işleyişi hakkında daha ağır ve kalıcı şüpheleri derinleştirmektedir.
Bu süreçte, bir yandan Türkiye azalan oranlarda da olsa hala tekstil hazır giyim örme halı gibi sekter ve alt sektörlerde Avruapnın öndemli bir tedarkçisi olmayı sürdürmektedir. Savaş nedeniyle tedarik zincirinde yaşanan aksamalar neticesinde de olsa bir kısım hhazır giyim siparişi türkiyeye geri dönmüş bulunmaktadır. Bu aynı zamanda küresel aktörlerin Gaziantep dahil sektörün gerçekliği hakkında dikkatli gözlemler yaptığına ve gelişmelerin farkında olduğuna işaret eder. Ancak bu gelişmeleri yakından takip eden yualnız. Küresel şirketler değil aynı zamanda onların tedarik zincirlerini takip eden çok açıktır ki uluslararası sendikal ve sivil ağlardır. Bu durum, Gaziantep’teki gelişmelerin artık yalnızca yerel bir sanayi meselesi olarak değil, uluslararası tedarik zinciri yönetişimi bağlamında ele alınacağını göstermektedir.
Bu çerçevede temel soru şudur: Gaziantep, mevcut üretim yapısı ve endüstriyel ilişkiler çerçevesiyle küresel tedarik zincirleri içinde sürdürülebilir bir konum koruyabilecek midir?
Bu sorunun yanıtı, büyük ölçüde üretim altyapısının ve makine parkının güvenlik standartları doğrultusunda yenilenmesi, işçi sağlığı ve güvenliği uygulamalarının ölçülebilir ve denetlenebilir hale getirilmesi, uluslararası finansmanın, insan hakları durum tespiti yükümlülükleriyle uyumlu biçimde kullanılması, örgütlenme özgürlüğü ve endüstriyel ilişkiler alanında öngörülebilir ve standartlara uyumlu bir çerçevenin tesis edilmesi, yaratılmış bulunan hasarın-bu durumda öncelikle hürriyetinden mahrum bırakılan sendikacının serbest bırakılması başta olmak üzere-ortadan kaldırılması gibi adımlara bağlıdır:
Aksi yönde bir gelişim, Gaziantep tekstil sektörünün orta vadede sipariş kayıpları, finansman maliyetlerinde artış, yatırımcı çekilmesi, ve artan hukuki/itibari riskler ile karşı karşıya kalmasına yol açabilir.
Araknea, bu süreci bağımsız bir araştırma ve analiz ağı olarak izlemeye, elde edilen bulguları ulusal ve uluslararası paydaşlarla paylaşmaya ve tedarik zinciri yönetişimi alanındaki gelişmeleri değerlendirmeye devam edecektir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Araknea